3. Ders – Dr. Öğr. Üyesi Yasin Ramazan BAŞARAN | Analitik Felsefe Okumaları

 

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor

Analitik Felsefe Okumaları Ders Raporu

 

  1. sınıf-YL grubu   
Tarih:4 Aralık 2021 Cumartesi, 17.00
Ders:Analitik Felsefe Okumaları 3. Ders
Hoca:Dr. Öğr. Üyesi Yasin Ramazan BAŞARAN
Hazrlyn:Cüneyt YAŞAR
İşleniş:Yüz yüze ve Online
Özet:

Birinci Oturum:

Analitik Felsefenin kavramlarını yargılar aracılığıyla netleştirerek dildeki gerçekliği dil dışı gerçekliğe yaklaştırmaya çalışır. Analitik felsefenin amacı gerçeklik, yöntemi ise dilsel analizdir. Dildeki gerçekliği nasıl ifade edeceğiz?

Ön okuma metninde yöntemle ilgili neler anlatılıyor?

Analitik felsefe sadece analiz etmek değil. Kıtacılar daha sanatsal kaygılarla felsefe yapmaktadır.

Platon’un devlet danışmanlığı yapması. Ekonomiyi batırıyor, askerler birbirine giriyor. Ordan Mısır’a kaçıyor. Politik felsefe yapıyor ama politikayı yapamıyor.

Bir şey yapmak ve onun felsefesini yapmak birbirinden farklı şeylerdir.

Alanın içerisine girmeden de anlaşılabilir diyen kıtacılar. Analitikçiler gerçekliği özneden kurtarmaya çalışıyorlar. Bilim yapmak ve bilim felsefesi yapmak bambaşka bir şey. İnanç dediğimiz şey zihnimizdeki kurgularımızın gerçekliğe nasıl tekabül ettiğiyle ilgili yoklamalarımızdır. İnançlar yarım bilgiler anlamına gelmez. Her bilgi bir inanç taşır. Doğruluğu veya yanlışlığı bizi aşmadığı sürece biz belirliyoruz. Bir şeye inanmak ile bir şeyin doğru olduğuna inanmak aynı şey değildir. Doğru olduğuna inanmak ifadesi yanlış kullanılır. Öyle bir şey yoktur. 

Bana göre ifadesi; ben böyle inanıyorum demektir. İnançları doğrulayan şeyin yine inançlar olması gibi bir döngüye girmiyoruz. İnançları doğrulayan şey inançların dışında olması gerekiyor. Doğruluk ve yanlışlık dışardadır. Bence doğru dediğimizde ben böyle inanıyorum anlamına gelir. Sen öyle inanıyorsan doğrudur diye bir şey yoktur. Kişisel zevkler öznel bilgilerdir. Kahvenin çaydan iyi olduğu kriteri bana göre belirleniyorsa öznel bilgidir. Öznel bilgi sadece kişiyi bağlar. Bu söz başka birisine göre nesnel bilgidir.

(20 dk. ara)

İkinci Oturum:

Bilgilerin bir kısmı -gerçekliği bize bağlı olanlar- biz onların doğru olmasını istediğimiz için doğru. Ama gerçekliğin çoğu bize bağı değil. Bu bize dili aşan gerçekliklere temas etmeye dair metotlar uygulamamız gerektiğini hatırlatıyor. Bu inançlarımızın kanıtlar aracılığıyla kenetlenmesidir. Kanıtlar sizin inançlarınızdan daha güçlü olmak orundadır. Şöyle bir algımız vardır. İnançlar vardır bunların bazıları bilgidir. Bu doğru görünebilir ama öyle bir şey değildir. Bilginin tamamı inanç değildir. Bilginin içerisinde sosyal onay falan da vardır. Yani her omlet yumurtadan yapılır ama omletin içerisinde sadece yumurta olmak zorunda değildir. Başka şeyler de olabilir. İnanç bilginin içerisinde olması gereken bir şeydir ama yeterli değildir, her bilgi için geçerli değildir. Gerekçelendirme sosyal onaya bağlı bir şeydir. Aksi taktirde öznel bilgi olur.

Toplumsal Denetim Mekanizmasının Oluşumu

Bizim dışımızdaki bilgilerin doğru olabilmesi için bizim dışımızda denetçilere ihtiyacımız vardır. Ölçüt sosyal bir şeydir. Neyin ölçüt olduğuna beraber karar veririz. Bilgiyi denetleyen mekanizma toplumsaldır. Post-yapısalcılar bilginin toplumsal olarak oluşup güç ilişkileriyle ortaya çıktığını ve zamana oluştuğunu söyler. Post-yapısalcı birisi örneğin sınıftaki kişileri sayarken sandalyeleri neden saymıyoruz diyebilir. Yani kişi kavramını tartışmaya açabilir. Burada kişiyi belirleyen şeyin güçlü olan, otorite olan belirliyor. Dolayısıyla güçlü olanın tanımları üzerinden bilgiler oluşur. 

Kriteri belirledikten sonra onun içine neyin girip girmediği gerçeklik meseledir. Foucault özelinde post-yapısalcıların bilgi eşittir kesinlik gibi bir iddiasını beşeri bilimlerde kesinlik arayışına girmemize gerek yok. Bilgi ayrı, kesinlik ayrı bir şeydir. Kesin bir yargıya varamasak da yargılarımızın denetlenebilir olması ve bu denetlemenin toplumsal mekanizmalar tarafından yapılıyor olması bize bilgiyi verir. Bu, birtakım inançların doğru bazılarının yanlış olduğunu gösterir. Mesela “toplum mu bireyden önce gelir birey mi toplumdan önce gelir?” diye siyaset felsefesi sorusu böyle bir sorudur. İnançlarımız dayanak bulduğu ölçüde bilgi haline gelir. Bu mesele çocukların dil öğrenme sürecindeki toplumsal onay ve ret mekanizması üzerinden örneklendiriliyor. Kısaca bu bilginin denetleme mekanizmasının toplumsal olduğunu gösterir ama bilginin ya da bir inancı doğrulayan şeyin toplumsal olduğunu göstermez.

Bu bilginin çoğu yanlış çıkabilecek önermelerden oluşur. Eğer bir konuda kanıt getirebilecek kadar ya da bu kanıtlarla yanlışlanabilecek kadar topluma açık bir iddia yoksa orada bilgi oluşmaz. Örneğin rüyalar kanıt getirilemediği için bilgiye dönüşmez. Mesela 610 yılında Hira mağrasında vahyin indiğini denetleyebilecek bir mekanizmamız yok. O yüzden bilgi olarak sunulan her şeyden şüphe edebiliyoruz. Şüphe bilginini geçersiz kılındığı anlamına gelmez sadece o şeyden şüphe edilebilir. Bilgi doğru olsa da bu şüpheler neticesinde tekrar doğrulanabilmesi için yanlış olma ihtimalinin olması gerekir. Bilgiyi ortaya çıkaran şey bu mekanizmadır. Wittgenstein’ın Popper’ı maşayla dövmesi meselesi.

Bilgimizin denetlenmesinin diğer insanlara verilmesi meselesi

Meseleler ne kadar soyutlaşırsa denetlenebilirliği de o kadar azalıyor. Mesela “toplum hastalıktır” önermesiyle “toplum şifadır” önermesi bu iki insan farklı düzlemlerde konuşuyorlar. İkisinden de söylediği şeyleri daha açık ve kanıt sunulabilir ifadeler olarak ifade edilmesini istiyoruz. Hepimizin anlayabileceği bir ifadeye indirgemesini isteriz. Dil üzerinden mutabakat sağlamaya çalışıyoruz. 

Bir şeyin içindeyken denetlemeyi dışa kapatırız. Bir şeyi yaparken o şeyin felsefesini yapamayız. İçerdeyken her şey doğru olur, anlamlı ve mantıklı gelir ama sistem dışına çıktığınız zaman görürsünüz bazı şeyleri.

Ön Okuma Metni:
  • Analitik Felsefe Nedir? – 6. Bölüm “Yöntem ve Tarz”

 

Scroll to Top