Doç. Dr. Fırat MOLLAER | Postkolonyal Teori

 

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi

Ders Raporu

Kıta Avrupası Felsefesi Okumaları II Grubu

Tarih:20 Ekim 2023 Cuma, 18:00       
Ders:Postkolonyal Teori
Hoca:Doç. Dr. Fırat Mollaer
İşleniş:Yüz yüze 18, Online 55 kişi 
Özet: Abdullah Yasir Can hocayı takdim etti. 

Ders iki oturumda işlendi. 

Ders içeriğe bağlı kalarak işlendi.

Birinci Oturum

Derse başlamadan önce dersin içeriğinde bulunan genel çerçeveden bahsedildi. 

  • Postkolonyalizm nedir?

      Kıta Avrupası düşüncesinin içerisinde bir ekoldür. Avrupa düşüncesini kendi üzerine düşünmeye zorlayan akımdır. Bu eleştirel bir söylemdir. Postkolonyal eleştiri olarak da bilinmektedir. Postkolonyalizm terimini doğru karşılığı verememektedir. Terim kolonyalizmin ötesindeki bir tarihsel duruma tekabül etmektedir. Bunun yerine kolonyalizm meselesini doğrudan vurgulayan sömürge söylemi kuramıdır. Fakat bu terim daha fazla yerleştiği için biz de bunu kullanmaktayız. Sömürgecilik ve emperyalizmin sonucunda oluşan bir eleştiridir. Aynı zamanda kendisinden önceki kapitalizm, klasik modern toplum, modernite eleştirilerinden farklı bir söylemdir.

  • Postkolonyalizm neden incelenmektedir?

     Postkolonyalizm’in Avrupa düşüncesi bağlamında konuşmanın önemi Avrupa düşüncesine refleksiyon yapmaktır. Irk ve ırkçılık, modern ırkçılık üzerine yapılan çalışmalar Kant’a eleştiri mahiyetindedir. Bu sebeple Avrupa düşüncesinin kurucusu olan Kant üzerine düşünmeye zorlamıştır.

  • Postkolonyalizm’in Temel Gündem Maddeleri
  • Diğer söylemlerden farklı olarak sömürge toplumunun farklılığına odaklanmaktadır.
  • Sömürülenin öznelliğinin nasıl biçimlendirildiğini araştırmaktadır.
  • Evrenselliğin batı tarafından temsil edilmediğini savunmaktadır. Burada Avrupa’yı yok saymak meselesi değil onu ait olduğu tikellik pozisyonuna göndermektir. Evrenselci iddialarını sorgulamaktır.
  • Postkolonyal Teori nasıl oluşmuştur?

      Zemin hazırlayan üç isim William Shakespeare, Hegel ve Edmund Husserl’dir. William Shakespeare’in eserlerinde uygarlık ve barbarlık arasındaki ilişkisi ele alınmaktadır. Uygar batılının uygar olmayanı nasıl dönüştürdüğü işlenmiştir. Hegel’in tarih felsefesine baktığımızda doğu dünyası ilkellikle özdeşleştirilmektedir. Özgürlük bilincinin gelişimini incelemektedir fakat ilginçtir ki aynı dönemlerde Haiti devrimine kulaklarını tıkamaktadır. Husserl ise krizin üstesinden gelmek için Avrupa’ya Yunan kaynak atamaktadır. Felsefenin Yunanla özdeşleşliğini söylemektedir. Bu üç ismin yaptıklarından çıkan ortak veri Avrupa evrenselciliğinin sorgulanmasıdır.

  • Postkolonyal eleştiri pratikte ne işe yarar? 

      Felsefe derslerinde neden Sokratesle başlamaktansa Konfüçyüs, Buda veya Yunus          Emre’nin okutulmadığı sorgulanabilir. Bu Avrupa merkezciliğinin ötesine geçen bir eğitim  müfredatı oluşturma açısından postkolonyal kritiğin uygulamadaki pratik örneklerinden biri olarak ele alınabilir.

  • Kolonyalizm’in Üç Temel Varsayımı

Terra incognita: Bilinmeyen toprak/bölge anlamına gelir. Kolonyalizm işgal ettiği toprağı yerli halkın bulunmadığı, bilinmeyen bölge olarak işaretlemektedir. Bu kolonyalizmin başlangıç varsayımı denilebilir.

Yayılmacılık varsayımı: insanlığın büyük çoğunluğu yaratıcılıktan uzaktır. yalnıca birkaç insan topluluğu ve yer yaratıcıdır ve bu sayede kültürün değişiminde ilerlemede kalıcı merkezler haline gelmektedir. Batı ve kökeni eski Yunandan yayılmayla oluşmuştur. Diğer toplumların bir yaratıcılığı yoktur merkez Batıdır.

Merkez çevre varsayımı: Doğa, içgüdü, taklit, beden, büyücülük, durağan/tarihsizlik ve karşısında kültür, akıl, yaratıcılık, zihin, bilim, tarih/ilerleme maddelerine bakalım. Kolonyalizm’de ilk sayılan bütün maddeleri doğuyla sonrakiler ise batıya atfedilmiştir. Bu kolonyal söylemin merkez ve çevre varsayımlarını vermektedir.

  • Kolonyalizmin Tarihsel Portresi

1800 yılında dünyanın %35’i Avrupa topraklarıdır. 1878’de emperyalizm çağında %67’ye çıkmıştır. 1914’te ise Avrupa’ya bağlı ülkeler dünyada %85’e yükselmiştir. Aslında bu istatistikler bize teorinin önemini oldukça net bir şekilde açıklamaktadır. 

İkinci Oturum

  • Üç Öncü Düşünür ve Kuramsal Hazırlıklar

      İlk öncü şair ve politikacı Aime Cesaire öznellik sorunsalını ele almaktadır. Aime Cesaire, Sömürgecilik toplama kamplarında nüfusun ayrıştırılmasına kadar ırkçılığına şahikasıdır diyerek eleştirel bir dönüşüm yapmaktadır. Ona göre Kolonyalizm sadece sömürmekle kalmaz sömürüleni insanlıktan çıkarıp şeyleştirmektedir. Cesaire, dolayısıyla sömürgeciliğin şeyleşme olduğunu söylemektedir.

     Tunus Yahudisi Albert Memmi Fransız sömürgeciliği üzerine yazmaktadır. Memmi’yi ayırt edici kılan sosyolog olmasıdır. Öznelliğe duyarlı bir edebiyatçı olmasıyla birlikte somutluğu önemser. Buradan hareketle sömürgeci ve sömürgeleştireni ortaya koymaktadır. Birbirini yeniden üreten bir makineye benzetmektedir. Sömürgeci ırkçılığa vurgu yapmaktadır.

      Psikiyatr olan Frantz Fanon antikolonyalizmin en tanınmış öncüsüdür. Cesaire’de sömürgeciliği insanlıktan çıkarma ve öznellik kaybı olarak açıklayan söylem Fanon’da da devam etmektedir. 1950’lerin başında Cezayir’de yer alan Fanon, Antikolonyalizmin merkezi olan Cezayir Kurtuluş Örgütünün militanlarıyla iletişime geçerek kendisi de militan haline gelmektedir. Bu mücadeleye kendini adamaktadır. 

  • Postkolonyalizm Üçlüsü ve Kuramsal Yapı

     Karşılaştırmalı Edebiyat profesörü olan Edward Said’ın sorunsalı modern batı kimliğinin oluşumunda şarkiyatçılığın rolünün ne olduğudur. Kolonyalizm ve emperyalizm olmaksızın modern batı kimliği anlaşılamaz. Said, şarkın batının inşası olduğunu söylemektedir.

     Şark, batının söylemlerinde bir bilgi veya iktidar nesnesi olarak nasıl ve neden üretilmiştir? Burada temsil kavramı devreye girmektedir. Şark, tözsel varlık değil varlık haline getirilen yani inşa edilen varlıktır. Şarkiyatçılık şarkın özünü yansıtmaz şarklıyı vücuda götürmektedir. Kendisini tanımlamak üzere yapıldığı için ister istemez durağan, tarihsiz, içgülere dayanır vs. olarak çerçevelemektedir. Said’e göre şarkiyatçılık ontolojik ve epistemolojik bir söylem biçimidir.

Öğrencilerin soruları cevaplanarak ders bitirildi. 

Katılım sağlayan öğrenciler derse ilgiliydi. Öğrencilerin katkı ve sorularıyla ders interaktif şekilde işlendi. 

Ön Okuma Metinleri:
  • Aimé Césaire, Sömürgecilik Üzerine Söylev, çev. Güneş Ayas, Doğu Kitabevi, s. 83-134.
  • Frantz Fanon, “Zenci ve Psikopatoloji”, Siyah Deri Beyaz Maskeler, Metis, s. 114-164.
  • Albert Memmi, “Sömürgeleştirilenin Portresi”, Sömürgecinin Portresi & Sömürgeleştirilenin Portresi, çev. Şen Süer, Telemak, s. 111-138.
  • Edward Said, “Giriş”, Şarkiyatçılık: Batının Şark Anlayışları, çev. Berna Ülner, Metis, s. 11-37.
  • Edward Said, “Şarkiyatçılığı Yeniden Düşünmek”, Kış Ruhu, çev. Tuncay Birkan, Metis, s. 69-86.
  • Homi Bhabha, “Öteki Sorunu: Klişe, Ayrımcılık ve Sömürgecilik Söylemi”, “Taklit ve İnsana Dair: Sömürgeci Söylemin Müphemliği”, Kültürel Konumlanış, çev. Tahir Uluç, İnsan, s. 143-186.
  • Ania Loomba, “Kolonyal ve Postkolonyal İncelemelerin Konumlandırılması”, Kolonyalizm/Postkolonyalizm, çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı, s. 18-127.
Bahsi Geçen Eserler: 
  • Susan Buck-Morss, Hegel, Haiti ve Evrensel Tarih
  • Dipesh Chakrabarty, Avrupayı Taşralaştırmak
  • Edmund Husserl, Avrupa İnsanlığının Krizi ve Felsefe
Scroll to Top