Dr. Öğr. Üyesi Hikmet ÜNLÜ | Antik Yunan Felsefesinin Klasiklerini Okuma Yöntemi

 

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi

Ders Raporu

 

Klasikleri Okuma Yöntemi Grubu

Tarih:25 Kasım 2023 Cumartesi, 17.00
Ders:Antik Yunan Felsefesinin Klasiklerini Okuma Yöntemi (Felsefenin Klasikleri 1. Ders)
Hoca:Dr. Öğr. Üyesi Hikmet Ünlü
İşleniş:12 Yüz yüze ve 34 Online
Özet:

Giriş ve Ana Çerçeve

Abdullah Yasir Can’ın hocayı tanıtmasıyla başlıyor. Hocanın Antik Yunan felsefesi ve modern felsefe çalıştığından ayrıca yunanca bildiğinden bahsediyor. Bu kısa bilgiler ardından söz hocaya veriliyor ve derse geçiliyor.

Hikmet hocanın ders boyunca 3 tane genel tavsiyesi olacak. Anlatacaklarının sırası karışmaması için ise hoca metin okuyarak ilerliyor. Metni o yüzden konuşma dilinde yazmış.

Konuşma iki örnek/bölüm üzerinden ilerleyecek. Aristoteles ve Platon’a göre önde gelenin ne olduğu ve Aristoteles’in aletheia (doğruluk, hakikat) kavramı üzerinden konuyu ele alacak. 

Hocanın derse dair temel tezi şu: Bir filozofu okurken önyargılarımızdan kurtulup beyaz bir sayfa açmalıyız. Bu filozofların metinleriyle bizim aramıza girebilecek aracılar konusunda dikkatli olmalıyız ve bir konuda çabucak karar vermemeli devamlı bir arayışta olmalıyız. Bu tezin ardından konuya giriş yapılıyor.

Önce örnek sonra tavsiyelerden bahsedecek.

İlk Örnek/Bölüm

Önde gelen ve varolan nedir?

Hoca bu örneği radikal olarak gördüğü bir tez üzerinden ele alıyor. Tez ise şöyle: Platon’un varlık görüşünün yaygın yorumu, özellikle de Platon’a atfedilen formlar teorisinin yaygın yorumu “uydurulmuş” bir teoridir.

Formlar teorisi nedir ve nasıl anlaşılmalıdır?

Aristoteles felsefesinde genel (hocaya göre yanlış anlaşılan ve uydurulan) yaklaşıma göre önde gelen varlığın, asıl var olanın tekil isimler olduğuna karşın idealar olduğu öne sürülüyor. Formlar bu dünyada tekiller olmadan var olabilir. Yani formlar tekiller var olmadan da olabilir ama tekiller formlar olmadan var olamaz. Formlar tekillere varlık bakımından öncedir. Bu formlar başka bir uzay zamanda bulunuyor ve tekiller bu formlardan pay aldıkları kadar o şey oluyorlar.

Platon bir şeyin kendisi ile o şeyin örneğinin karıştırılmasını felsefi günah olarak görmektedir.

Euthyphron diyaloğunda formların kendisini soruyor Platon. Tek tek tikelleri sormuyor. Dindarlık sorusunu dindarlık örnekleri vererek anlayamayız diyor. Bu formlar değişimden azadedir. 

Duyumsanabilir nesneler sanı olabilir ama bilgi olamaz. Bilgi doksa olamaz. Bilgi alethes doksa veya temellendirilmiş doksa olabilir mi sorusuna onlar da olamaz diyor. Bilgi ancak değişmeyen şeyler alanında o şeyi o şey yapan şeyin neliğini kavrayarak elde edilir diyor. Dindarlık da aynı şekilde o şeyin kendisine bakılarak elde edilmelidir. Platon’un önceliği tikellere değil formlara göredir.

Neden bu anlatı “uydurulmuştur”? (hocaya göre) 

Platon’un formların var olmadığını ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olmadığını yadsımayacak hoca. Sadece şu soruyu soracak neden Platon’a formlar teorisi atfediliyor da Aristoteles’e atfedilmiyor? Aristoteles’e formlar atfediliyor mu? Onda da formlar öncelikli mi? Bu soruların hepsi olumsuzsa hem bilgi hem de varlık bakımından onda da formlar öncelikliyse ona neden formlar teorisi atfetmiyoruz? 

Aristoteles ve Platon felsefesinde bazı farklar var. Dolayısıyla arasındaki farkı yadsıyamayız. Bu felsefelerdeki farklardan dolayı birine formlar teorisi atfederken diğerine atfedemiyoruz. Sonuçta Aristoteles Metafizik’in 7. Kitabının 13. bölümünden 16. bölümüne kadar çok sert eleştiriler yok mu?

Aristoteles Kategoriler kitabında bir taşıyıcı için bir de taşıyıcı olmayanlar için ayrımı yapıyor. Taşıyıcı için söylenenler tümeller, taşıyıcı için söylenmeyenler tekiller. Tekil tözler olmasaydı diğer şeyler olmazdı diyor. Bu yüzden Aristoteles tekillere varlık bakımından öncelik atfediyor. Teoriyi atfedemememizin nedeni felsefelerinin farkları olmasından kaynaklanıyor.

Aristoteles Metafizik kitabında uzun uzadıya tekillerin değil formların önce gelmesi gerektiği görüşünü anlatmaya çalışıyor. Tekillerin önde gelen varlık olamayacağını formların olabileceğini iddia ediyor.

Geç Antik Çağ ve Erken dönem Orta Çağ’da Aristoteles ve Platon’un kitaplarının çoğu kayıp. İslam düşüncesinde ise Plotinus’un Enneadlarının 4.5. ve 6. kitaplarını Aristoteles’in eserleri sanıyor ve onu onun teolojisi şekilde okuyorlar. Aristoteles’in mantık kitaplarına sahipler ama (organon’a). Kategoriler de bunlardan ve bu kitap üzerine de şerhler üzerine şerhler yazıyorlar. Bu kitapta Aristoteles tekil varlıklara öncelik atfeden bir filozof olarak görülüyor. Formlara öncelik atfeden Metafizik ortaya çıkınca da kıyamet kopuyor. Yani Aristoteles’in Metafizik ve Kategoriler kitaplarının bir arada anlaşılmasında sıkıntılar çıkıyor. Başlarda Metafizik kitabı 1231’de Papa tarafından bile yasaklanıyor diğer kitaplara aykırı görüldüğü için. Orta Çağda uydurulmuş Aristoteles’in karşısına uydurulmuş bir Platon ortaya çıkarılıyor. Aristoteles bir realistken Platon idealist olarak konumlandırılıyor. 

Varlık alanında da Platon ve Aristoteles oldukça birbirine yakın. İki filozofun farklılıkları var ama oluşturulan karşılaştırma öyle değil. 

Orta Çağ’da Aristoteles empirik iken Platon matematikçi olarak tasvir ediliyor, Atina Okulu freskinde gösterildiği gibi.

Buradan ne anlayacağız? Orta Çağ’da tahrif edilmiş o dönem eserlerini okumayalım mı? Hayır tabiki okuyacağız. Bu kırılmalar daha eskilere gidiyor zaten. Mesela Heidegger’in Kant yorumlarından Heidegger öğrenirsiniz. Kant hakkında daha az şey söyler.

Özcülüğün de varoluşçuluğun da temeli antik çağlara dayanıyor. Husserl’in hocası Franz Brentano bile intentio (yönelimsellikten) bahsederken bile yeni bir şey ortaya koyduğundan haberi yok. Yani yeni bir şey söylediklerinden haberleri olmadan yeni bir şey söylüyorlar aslında. Yorumlama böyle bir şey.

O yüzden yorumlar önemli olarak sayılır. Birisi hakkında akla takılan bir şey olduğunda bu yorumlardan faydalanıyoruz. Faydalansak da nihayetinde yorumlardan da filozof çıkarılmaz.

Eski Yunan metinleri nasıl okunur sorusunu soralım.

Hoca ideal olandan bahsedecek. Öncelikle bir metni okurken okuduğumuz filozof hakkında söylenen her şeyi paranteze alacağız. Pek çok filozof hakkında pek çok şey duyduk ama bu anlatıları her seferinde paranteze almalı ve ön yargılı bir şekilde yaklaşmamalıyız. Aynı zamanda aracıları aradan kaldırmalıyız. Çeviriler ve yorumlar aracıdır. İlk yapılması gereken şey metnin kendisine gitmektir. Kolay diye sulandırılmış yorumlar okunmamalıdır.

Her şeyden önce yorumcuya şu soru yöneltilebilir: Yaptığın betimlemeden sonra sen ne düşünüyorsun? Kant öyle düşünüyor peki tamam, ama sen ne düşünüyorsun? Genelde cevap olmuyor çünkü o bilgiler hayatına dokunmamış. O yüzden bir filozof sadece bir filozofu yorumlayabilir. Eğer bir yorumcu yanıt veremiyorsa bu cevaplara değmez. Direkt kaynaktan öğrenmek sizi daha da derinleştirecektir. Bir konunun önemi kavranamamışsa yazar tarafından ya da önemli görülmüyorsa o filozofların o konuda söylediği şeylerin ne anlamı kalıyor? Pek bir anlamı kalmıyor.

Çeviri meselesine gelelim. Her filozofu kendi dilinden okumak gerekiyor ideal anlamda söylersek. En azından hangi alanla uğraşıyorsak o dilin denizine dalmak gerekiyor. O denize atlamaktan korkmamak gerekiyor. İlla ki çeviriye başvuracaksak ne yapalım? Çevirinin çevirisinden de kaçınmak gerekiyor. İlla çeviri kullanılacaksa o dilin tek aracılı farklı çevirilerinden faydalanılması gerekiyor. 

O yüzden iki şeye dikkat etmek lazım. Önce söylenenleri paranteze alalım sonra da aracıları ortadan kaldıralım.

İkinci Örnek/Bölüm

Aristoteles Aletheia’yı Kategoriler kitabında ve Metafizik kitabında olmak üzere iki yerde inceliyor. Aristoteles’in bu iki pasajda söylenenleri çelişiyor diyorlar. Bu paragrafların birinde Aristoteles doğruluk şeylerde değil akıldadır derken, diğer pasajda doğruluğun metafizikten dışlanmasının varlığın en önde gelen anlamı olduğunu ifade ediyor. Doğruluk varlığın en önde gelen anlamıdır diyor.

Bazı derleyenler bu metinleri değiştirelim diyorlar. Bazıları sözleri yumuşatalım ve farklı şekilde anlayalım diyorlar.

Bir filozofun iki metni arasında bir uyuşmazlık görünüyorsa bu uyuşmazlık nasıl çözülebilir? Ya bu uyuşmazlık görmezden gelinir ya çelişik olarak görülür ya fikir değiştirdi gençliğinde farklı düşünüyordu, yetişkinliğinde farklı düşünüyor denilir ya metni anlaşılır kılmak için tahrif edelim denilir ya da uyuşmazlık olarak görülen şey olduğu gibi anlamaya çalışılır. Bu anlaşmazlık örneğinin çözümü için Martin Heidegger ve Edward Halper’ın anlatılarına bakarak iki örnek üzerinden ilerleyelim.

Heidegger’e göre: Metafizik 6.4 yani ilk pasajda Sokrates beyaz olması bakımından ele alınır.  Burada sentetik bir cümle var. Bileşik olanın bileşik olduğunu söylemek doğru. Erdem öğretilebilen bir şeyse erdem öğretebiliyorsam doğrudur oluyor. Birleştirebiliyorsam doğru, birleştiremiyorsam yanlış oluyor. Yanlışlığın olanağının koşulu çokluktur. Bu yan yana getirmeden sentez oluşmuştur diyor.

Modern anlamda farklı düşünüyoruz. Sentetik olmayan yargıların bilgimizi genişletmeyeceğini düşünüyoruz. Antik Yunanda böyle düşünülmezdi. Heidegger’e göre ilk pasajda sentetik olan ikinci pasajda sentetik olmayan tartışılıyor Aristoteles’in Metafizik’inde. 

Edward Halper’a göre ise Aristo önce doğruluk taşıyıcısını sonra da doğruluk taşıyıcısını doğru yapan yapıyı ele alıyor.

Yani iki felsefeci de aynı metni farklı şekillerde ele almış oluyor.

Ön Okuma Metni:
  • Aristoteles, Metafizik, 6. kitap, 4. bölüm & 9. kitap, 10. bölümü 
  • Aristoteles, Kategoriler, 2. ve 5. bölümler 
  • Aristoteles, Metafizik, 7. kitap, 13., 14., 15. ve 16. bölümler (Kategoriler‘deki kısımlarla karşılaştırmalı okuma için)
Bahsi Geçen Eserler: 
  • Eutyhpron – Platon
  • Theaitetos – Platon
  • Enneadlar – Plotinus
Scroll to Top