Mehmet Barış ALBAYRAK | Aydınlanma Felsefesi Klasiklerini Okuma Yöntemi

 

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi

Ders Raporu

 

Klasikleri Okuma Yöntemi Grubu

Tarih:23 Aralık 2023 Cumartesi, 20.00
Ders:Aydınlanma Felsefesinin Klasiklerini Okuma Yöntemi (Felsefenin Klasikleri 5. Ders)
Hoca:Mehmet Barış Albayrak
İşleniş:73 Online
Özet: Ders zoom üzerinden gerçekleştiriliyor ve Hayrunnisa Akgün’ün takdimiyle başlıyor. Hocanın eğitim ve çevirileriyle ilgili bilgiler veriyor. Hoca genel olarak Aydınlanma ile ilgili metinlerden, tutmuş olduğu notlardan ve kendi tecrübeleri üzerinden dersi anlatıyor.

Giriş

Hoca Aydınlanma nedir çevirisi üzerinden, Felix Mendelssohn, Immanuel Kant ve Gotthold Ephraim Lessing’in metinleri üzerinden gidip sonrasında Genç Hegel’in bunlar üzerinden nasıl yol çizdiği üzerinden dersi anlatmayı planlıyor. Aydınlanma Nedir metnini Platon’un mağara alegorisiyle bağdaşan yönleri olduğunu söylüyor hoca. Oradaki mağaradan çıkıp aydınlanma yaşamanın bireysel ve toplumsal anlamda yaşanan zorluğu üzerine çok fazla benzerlik var. O kavramı ele alırsak, doğuda, eski yunanda çok yerde karşımıza çıkıyor. Felsefenin en temel sorularıyla uğraşıyor yani. Aydınlanma felsefesi, toplumsal aydınlanma tartışması üzerinden çağdaş dönemde ele alınıyor. 1783-1784 yıllarında ele alıyorlar. Fransız İhtilali’nden sonra kaleme alınıyor.

Aydınlanma Nedir?

Metnin hikayesi, Fransız İhtilali’nden sonra, 1783 yılında Berlinische Monatsschrift adındaki gazetenin “Aydınlanma nedir bize anlatın” diyip ilana çıkmasıyla başlıyor. Mendelssohn’un ve Kant’ın metinleri bu soruya bir cevap olarak gazetede yayınlanmıştır. Bir metin yazıldığı zaman metinler çok hızlı bir şekilde yayılıyor o dönemde. Şiir ve edebiyat da aynı şekilde etkili bir araçtı.

Mendelssohn daha önce ifade edilmemiş bir konu olan bildung’u gündeme getiriyor. Bildung’un ilk tercümesi eğitim ama o zaman da daha geniş anlamda kullanıyorlar. İnsanın içten gelen hissiyle kendini değiştirmesi bildung. Başka bir kavramın örgün eğitim anlamı var.

Mendelssohn Aydınlanmanın eğitim ve kültürümüze yeni girdiğinden bahsediyor. Bunları açmaya çalışıyor. Eğitimi ikiye ayırıyor Mendelssohn. Bir yere kültürü diğer yere aydınlanmayı koyuyor. Kültüre sosyal adalet, incelikli sanat, töreleri koyuyor. Kültürü daha nesnel bir alana atfediyor. Aydınlanmayı ise Kant çizgisindeki gibi öznel rasyonel yeti, bilgi anlamına geliyor. Kişinin kültürden bağımsız kullanma becerisi olarak ortaya koyuyor. Mendelssohn bu ikisini birleştirmeye çalışıyor bildung ile. Yani nesnel kültür ile öznel aydınlanma yetisi.

O dönemde Yunan hayranlığı var. Gerçek anlamdaki eğitimli toplum yunanlardı. Onlar akıl ve sanatı harmanlamışlardı. Aydınlanma dönemi filozofları Yunanları ideal bir toplum olarak görmüşlerdir.

Burada Mendelssohn kavramın belirlenimi anlamını kullanıyor. İnsanın insan olarak ve yurttaş olarak belirlenimi kavramlarını kullanıyor. Yurttaş olarak belirlenimimiz, toplumsal ihtiyaç ve sorumluluklarımız iken insan olarak belirlenimimiz de kişisel ihtiyaçlarımızdır. Aydınlanmayı ortaya koyan insan, evrensel bir insanlık kavramı. Yurttaş olan insan ise daha lokal anlamda kullanılmıştır. Bu anlayış ise daha sonra eleştirilmiştir. Ama insan hakları vs. temelde buraya dayanıyor.

Bildung özsel ve evrensel yetilerini geliştirme anlamında kullanılır.

Aydınlanma insanın kendi suçuyla düştüğü erginlikten çıkma durumudur. Bu erginlik eğitim yani bildung ile ilgili bir problemdir. Platon’daki mağara alegorisi de “şimdi size insanın ne kadar eğitimsiz olduğunu göstereceğim” -paideia kelimesi kullanılıyor orda- şeklinde başlıyor. İnsanın aklını kendi başına, başkasının kılavuzluğunda kullanamama durumu. “Sapere Aude!” ifadesini kullanıyor. Aklını kullanmaya cesaret et şeklinde tercüme ediliyor bu ifade.

Diyecek ki tembellik ve korkaklık bu aklı kullanmaktan kaçınmanın en büyük nedenidir. Bizim yerimize düşünen insanlar bizim aklımızı kullanmamızı istemezler. Kitlelerin uyuşturulmasına dikkat çeker böylece.

Antroposen kitabında özgürlük ve güvenlik arasında bir çatışma var. Özgürlüğümüzden feragat edip güvenlik alıyoruz karşılığında. Kant için özgürlük aklını kullanma becerisi. Özgürlük ise ahlaki bağlamda ortaya çıkıyor. Foucault’un Kant’ın bu makalesi üzerine de yazısı var hatta. Bu düşünceden bayağı etkilenmiştir. Kant’ın makalesinde çok radikal çıkışlar da var. Kanunlar ve tüzüklerin bile insana pranga vurduğundan bahsediyor.

Kant’ın savunduğu şey radikal bir değişime karşıdır. Toplumu tepeden olmadan yavaş yavaş aydınlatmayı savunuyor. Kant bunu, “birden olan devrim reforma yol açmaz ve olumsuzlukları beraberinde getirir” şeklinde ifade ediyor. Subay der ki sorgulama tatbik et, din adamı sorgulama inan, yönetici şöyle söyler, istediğin kadar sorgula ama itaat et. Kant’ın söylediği, kamusal alanda ortaya çıkıp eleştirilerimizi söylemeliyiz diyor. Konuşma özgürlüğünün en temel ilkesidir bu. Özel ve kamusal ayrımı vardır. Bu ne anlama geliyor? Mendelssohn’da da vardı benzer bir şey. 

Kant diyecek ki bir aydın olarak size verilen görevleri yapmak zorundasınız ama -kiliseyle daha çok rekabet halinde Kant o zaman- bunları kamuoyunda ifade etme yükümlülüğüne de sahipsin diyecek. Yükümlülük yükleyecek. 

Aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz diye soruyor? Bir süreç içindeyiz ve oraya doğru gidiyoruz diyor. Şu anda yaşadığımız dünyada daha çok doğal halimizle yaşıyoruz, aklımızla yaşamıyoruz. Bu dönemde süreç çok önemli. Tarihsellik meselesi tabi Hegel’de daha belirgin olacak. İlerleme de bu bağlamda ele alınır. 

Devleti bir makine olarak gören bir anlayışa karşı özgür irade ve otonomi kavramları ortaya çıkacak artık. Ne devlet insana makine olarak yaklaşmalıdır ne de devlet makine gibi davranmalıdır. İnsan onur ve haysiyeti de çok önemlidir. İkinci dünya savaşından sonra Almanya Kant’a doğru dönüyor ve bunu anayasasının ilk maddesine koyuyor. Bu makaleler bu kadar etkili yani. 

Hakikat ve aydınlanma üzerine Lessing, bir insanı değerli kılan kişinin sahip olduğu şey değil, ona sahip olmak için sarf ettiği çabadır, diyor. Hakikati arama çabasının kendisine dönüşüyor. Sahip olmak insanı uyuşuk hale getirir diyor Lessing. Aydınlanmada bu sahiplik, mülkiyet sahipliği eleştirisine de gidiyor. Mülkiyet değil akıl daha değerli hale geliyor. 

Hegel’in Eleştirileri

Kant’ın devrim sonrası dönemine ve Hegel’in gençlik dönemine gitmek istiyorum. 1792-1794 dönemine gidersek o dönemde oda arkadaşı Hölderlin ve Scheling ile Tübingen’de papaz okuluna gidiyor. Gizli kulüpler kuruluyor o dönemde. O dönemde herkes oralarda. Genç Hegel, Lessing’den çok etkileniyor. Ortak bir insanlık idealinden bahsediyor Lessing’in kitabında. Bu, Hegel’in kozmopolit anlayışına da çok yakın aslında. 

Hegel’in başta savunup sonra eleştirdiği halkı eğitme düşüncesi var. Tepeden değil aşağıdan gelmesi gerekiyor diye düşünüyor. Hegel nasıl ortak bir ideal üretebiliriz diye soruyor? Hem rasyonalite hem kalp diyor. Hegel öldüğünde cenazesine herkes geliyor. Halka mal olmuş birisi kendisi. 

Hegel’in gymnasium konuşması var. Bilim ve sanatın az gelişmişliği üzerine. Eğitim ve üstünlük farkı eğitimi veriliyor.

1790’larda olan bir panteizm tartışması var. Aydınlanma merkezinde Hegel ve Schelling’in dönüşümünde önemli bir tartışma. Aklın egemenliği ve salt akla karşı kalple anlamayı koyacak bu tartışma. Akıl kavramsal bir düşünme yetisi olarak görülüyor. Friedrich Heinrich Jacobi ortaya koyuyor bunu. Jacobi, Mendelssohnla mektuplar diye kitap çıkarıyor. Mendelssohn ile Lessing arasındaki konuşmaları yayımlıyor. Jacobi, Lessing’i Spinozacı ilan ediyor. Spinozacı olduğunu öne sürüyor. O zamanlarda Spinozacılık ateizm ile aynı anlama geliyor. Aydınlanmacılar ateist diye yaftalanıyor o dönem. Mendelssohn çok kızıyor kendinden habersiz bu mektupların yayılmasına. Bu kitap büyük etki yaratıyor. Ama Jacobi Spinozacılığı hortlatıyor ve Spinoza popüler oluyor. Hegel ve Schellig de okuyor onu. Orada daha evrensel bir din ve ahlak anlayışı temellendirmeye çalışacaklar. Lessing’in Spinozacılığı ifşası ters tepiyor. Jacobi aydınlanmacılığı tehlikeli bir şey olarak göstermeye çalışıyor. Hegel ve Schelling’in genç dönemleri tabi. 

Hegel’in tanrı birdir ve her şeydir düşüncesine geçiyorlar. Öznellikten evrenselliğe geçiş vardır o dönem. İlahi var ve siz de bu ilahiliğin içindesiniz şeklinde. 

Hegel’in o dönemde Kant okumaları var. Hegel Kant ile mücadele halinde. O dönemde herkes Kant hayranıyken o, onu eleştirecek. Kant insanın öznel ve tikel yanlarını göz ardı ediyor. Hegel evrensel olanı alıyor olsa da tikel talepleri de önemsiyor.

Kantçılar ve Kantçı olmayanlar arasında ayrım oluyor biri tanesi Kant’a dayanarak kalbi eleştirmeye çalışıyor.

İlerleyen zamanlarda Hegel yavaş yavaş Kant’a dönecek. Çünkü Jacobi gibiler Kant’ı eleştirirken kalp diyor, Hegel ise orta yolu bulmaya çalışıyor. Kant’ın “akıl dini” kavramını kullanmaya başlıyor Hegel. Burada İsa’yı ahlaki bir tanrı olarak görüyorlar. Görünür kilisenin yerine görünmez kilise kurulması gerekir şeklinde düşünüyor. Kant, kilise cemaati dediğimiz şey de ahlaki bir cemaat olmalı diyor. Bu ise süreç olarak ilerlemenin dini cephesi olarak okunabilir. 

Hegel, Hölderlin ve Schelling de bu görünmez kilisenin inanlıları olarak duruş alıyorlar. Aydınlanma dinden kopuk olarak dillendirilir ama öyle değildir. Saf akıl bizi motive edemez, kalbe işleyemez. Hegel, Jacobi karşıtı değil tam olarak. 

Din, salt öznel de olamaz salt kilisenin de olamaz. Toplumsal bir karşılığı olması gerekir. Aydınlanmanın dışardan eleştirisini eleştirir yani. Hegel, aydınlanmayı “öznel dinin zenginliğini, batıl inançla karıştırıyor diyerek” eleştiriyor. Aydınlanmayı kibirli olmakla itham ediyor.

Hegel de Yunanlıları övüyor. Toplumsallık, sanat ve eğitimin olduğu bir zaman dilimi olarak görüyor. Zihinsel yeniliş sahici bir halk dini ile olabilir. Yaşamın hem kamusal hem de özel tarafını birleştiren ve sadece belli bir kesim için değil herkesi kapsayacak bir din olması gerektiğini ifade ediyor. 

Gerçek bildung ile yozlaşmış bildung’u ayırıyor. Kişinin kendisini geliştirmesi gereken bir bildung olması gerektiğini ifade ediyor. Hegel bir aristokrat değil kendisini halkın içinden biri olarak geliştiriyor.

Wissenschaft yani bilim dediğimizde antik anlamdaki bilimi anlamamız gerekir. Bilme metodolojiyi anlamamız gerekir. Din ile bilimi uzlaştırmaya çalışır. Bu ise felsefe ile olur der Hegel.

Doğa makine olarak görülemez diyor yine Hegel, mekanik bir evren görüşüne karşı çıkıyor. Eski dinin yerine akıl dini ya da halk dini getirmeye çalışıyor. 

Ön Okuma Metni:
  • Kolektif – Aydınlanma Nedir?
  • Terry Pinkard – Hegel ve Aydınlanma
Bahsi Geçen Eserler: 
  • Kant, Hegel, Lessing, Jacobi ve Mendelssohn’un eserleri
Scroll to Top