Prof. Dr. Cüneyt KAYA | İslam Felsefesinin Klasiklerini Okuma Yöntemi

 

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyor Projesi

Ders Raporu

 

Klasikleri Okuma Yöntemi Grubu

Tarih:9 Aralık 2023 Cumartesi, 18.00
Ders:İslam Felsefesinin Klasiklerini Okuma Yöntemi (Felsefenin Klasikleri 3. Ders)
Hoca:Prof. Dr. Cüneyt Kaya
İşleniş:21 Yüz yüze ve 48 Online
Özet:

Giriş

İslam düşüncesinde felsefe dediğimiz şeyi sınırlandıracaksak; 8. yy’ın ortasından itibaren buna yönelik hikmet, hakîm gibi kavramlar etrafında dönen bir literatür, bir yaklaşım var.

Hocanın üzerine düşündüğü bir alan değil ama bir tecrübenin üzerine dönecek bir konuşma olacak.

Klasikler modern dönemin en önemli meselelerinden birisi. Modern dediğimiz şey kendisini klasiğe karşı konumlandırdığı için klasikler bir hesaplaşmadır. Ret mi edilecek, kabul mü edilecek şeklinde farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. İslam Felsefesinin klasikleri nelerdir diye sorduğumuzda İslam felsefesi özelindeki bütün literatürü kapsayabilir. Modern dönem öncesi bütün bu literatürü ayırt etmeden hepsine klasik diyebiliriz. Ve burada büyük bir yekun bulunmaktadır.

Tarihin belli bir döneminde okunmuş birçok metne de klasik diyoruz. Mesela derste sayılan eserlerden Kindi’nin Risaleleri gibi eserler hiçbir zaman klasik olmamıştır. Çünkü çok okunmamıştır. 1950’lere kadar Kindi’yi kimse bilmiyordu. Farabi’nin Medinetu’l Fazıla’sına çok az atıf vardır. Faslu’l Makal’e atıfta bulunulmaz mesela takipçisi yoktur. Elden düşmeyen felsefe klasiklerin sayısı bu açıdan bakınca çok azalır. Batıda romanlar büyük klasikler, edebi metinler olmuşlardır. 

Klasik deyince; içerik bakımından taklit edilen, şerh edilen, merkeze alınan metinler de kast edilebilmektedir. Özlü ve kompakt olan muhtasar metinlerdir bunlar. 12. 13.yy’dan itibaren muhtasarlar çıkmıştır. Bu zamandan modern döneme kadar 600 yıllık dönem bu muhtasarlarla doludur. Bu muhtasarlar ders kitaplarıdır, özlü bir şekilde öğrenciye okutulacak, ezberletilecek metinlerdirler. Dolayısıyla bu muhtasar metinler gerçek klasiklerdir. Bütün düşünce hayatını etkileyen eserlerdir.

Bu belirlemeyi yaptıktan sonra birinci soruya geliyoruz:

Bu Klasikler Hangi Zeminde Ortaya Çıktı? 

Bundan bahsedebilmek için İslam Felsefesi tarihine bakmak gerekiyor. İslam Felsefesi ile felasife, hukemâ denilen grubun yaptığı şeyden bahsediyoruz. Tasavvuf, kelam, fıkıh bu grubun dışında bulunmaktadır. İslam Felsefesi dediğimiz felasife grubunun yaptığı şeye denmiştir. Bu ayrım diğer grubu ikincileştirmez veya değersizleştirmez. Onların isimlerine ve yaptıkları faaliyetlere felsefe denmiyordu. Onlar da felsefeyi kendileriyle özdeş görmediler. Bu ayrıştırmayı yapalım.

İslam felsefesindeki literatür, antik yunandan gelen bir literatürle ortaya çıktı. Bunun problemleri ve kavramları kendinden önceki felsefelerle uyumludur. Bu yüzden bu bağlamdan koparmadan okunmalıdır. Abbasiler döneminden itibaren bakarsak felsefenin o zaman itibariyle Aristoteles zamanından beri 1000 yıllık bir tarihi var. Bu dönemde felsefenin kendine has bir yapısı var.

Milattan sonra 1. yy.’dan itibaren Geç Antik Dönem dediğimiz dönem, Yeni Platoncu akımların, Aristoteles ve Platon’u uzlaştırmaya çalıştığı bir dönemdir. Milattan sonra 5. 6. yy’larda felsefe çevreleri, Aristoteles ve Platon’u uzlaştırıp ortak bir literatür ortaya koydular. Bu öncelikle Aristoteles eserlerinin tasnif edilmesine dayandırılıyordu. Bu tasnifleri yapanların önde geleni ise Rodsolu Andronikos’tur. Hem bir sıralama hem de tutarlı bir hiyerarşi üzerine literatürü koymaya çalıştılar. 

O dönemde bu kategorileştirmeleri alıp belli bir teorik-pratik ayrımı yapıp bunların altına Aristoteles’in eserlerini yerleştirdiler. Zamanla bu tasnif, gerçekliğin de bu şekilde olduğu şeklinde bir yoruma yol açtı. Bunların birer tasnif olduğu gözden kaçırıldı. Bunlar aleme giydirildi. Teorik ve pratik varlıklar dış dünyaya giydirildi. Eylemlerimizin bir kısmı bize dönük ahlak, toplumsallığın bir zirvesi olan siyaset ortada da ekonomi yani ev idaresi vardır. Böylece Aristoteles’in felsefesi normatif bir düzeye yükseltilmiş oldu. Mantık ise bu düzene ulaşmayı hedefleyen bir alet/organon oldu.

İslam felsefesine intikal eden felsefe böyle bir resme sahipti. İslam dünyası felsefeyi tercüme yoluyla kitaptan öğrendiler. Bir okula mensup olarak öğrenmediler. Tercüme edilen metinler böyle bir zemin içerisinde ortaya çıktı. Hukema bu tercümelerle bu şekilde ilgilendiler. Yunanca veya Süryanice bilmiyorlardı ama tercümelerden okudular. Zamanla tercümeler ile yetinmeyip bu metinlerle profesyonelce uğraşan bir grup ortaya çıktı. Bahsedilen literatür Aristotelesçi olsa da Platon ve Aristoteles uzlaştırma çabaları pek çok farklılıklara sebebiyet vermiştir. Bu yüzden hepsinin bu literatürle ilişkileri farklı şekillerde kurulmuştur. Bu yüzden İslam klasiklerini modern öncesindekiler diye bir çuvala koyarsak yazın türü açısından bayağı farklılık çıkacaktır. Mesela Aristoteles şerhleri ortaya çıktı. İskenderiye çevresinin uğraş alanlarından biri şerh faaliyetleridir.

Yazın Türleri ve Literatür

Platon’un eserlerinden ziyade Aristoteles’in eserleri ders kitabı olmaya daha uygun olarak sonucu olan, didaktik bir mahiyet kazanmaktadır. Bu yüzden Aristoteles şerhleri çok fazla yapılmıştır.

Farabi, İbn Rüşd gibi felsefeciler Aristoteles’in önermeler kitabına şerhler yazmışlardır. Şerhler, ihtisarlar, bir konuya probleme odaklanan eserler var aynı şekilde. Bu problemler mantıkla, hareket, zaman ve atomlarla vs. ile ilgili, Psikoloji, nefsle ilgili, doğa olayları ile ilgili konularda olmuştur. Belli bir konuya odaklanmış monografiler diyebiliriz bunlara. İlimler sınıflandırmasıyla ilgili olabilir. İhsau’l-Ulum vs. gibi. Başka bir tür olarak meslektaşlar ve hoca, talebe arasında geçen soru cevap tarzında olan mektuplaşmalar şeklinde olabilir. Mesela 900’lü yılların ikinci yarısında Bağdat ve Re’y’de yapılmış tartışmalar bu mektuplaşmalar sayesinde günümüze kadar geldi. O zamanlarda neler tartışıldığını o mektuplardan öğreniyoruz. Bunun dışında erken dönemden itibaren şukuk denen metinler yazılıyor. Bu eserler büyük otoritelerle ilgili eserledir. Mesela Galen’e ya da Batlamyus’a dair şüphelerle ilgili eserler kaleme alıyorlar. Bunun dışında sembolik hikayeler de klasikler olarak sayılabilir. Felsefeciler hikayeleştirebiliyorlar mesela. İbn Tufeyl’in Hay b. Yakzan’ı gibi. Bazen de filozoflar şiirle de ifade etmeyi seviyorlar. İbn Sina tıpla ve mantıkla ilgili şiirler yazıyor. Bu İbn Sina sonrasında daha da artıyor. Ezberlenen metinler daha fazla revaç görüyor çünkü. Türsel olarak bunlardan bahsedebiliriz.

Bunların çok büyük bir kısmı Arapça olsa da İbn Sina ile birlikte Farsça da devreye giriyor. Danişname-i Alaî mesela ilk Farsça felsefe metni olabilir. Sonrasında Ömer Hayyam’da, Sühreverdi’de, Fahreddin Razi’de ve Gazali’de de vardır.

Bu klasikler farklı şekillerde ortaya çıkmıştır. İslam Felsefesinde üzerine hep konuşulan isimleri araştıracaksak önümüze hep İbn Sina çıkacaktır. Somut verilerle bunu görebiliyoruz. Bu kadar etkilenmiş, ilham alınmış bir klasik arıyorsak bunu İbn Sina’da bulabiliriz. Ön okuma metninde de görüldüğü üzere İslam Felsefesi tarihinde çığır açıcı bir felsefedir İbn Sina felsefesi. Kant Yeni Çağ’da neyse İbn Sina da Orta Çağ’da odur. Sonrasında gelen herkes bir şekilde onunla hesaplaşmak zorunda kalıyor. İbn Rüşd’ü dışarda bırakırsak İbn Sina’dan sonra kimse Aristoteles okumayla uğraşmıyor. Kindi’ye, Farabi’ye kimse dönüp bakmıyor. İbn Sina, kavramsal bütünlük ve şemalarıyla, ansiklopedi inşa etme çabasıyla ve yazı diliyle bunu yapmıştır. İbn Sina 22 ciltlik Şifa adlı eserinde Aristoteles’ten itibaren olan teori ve pratiği bir araya getirdi. Bu felsefi ilimler içerisinde de mantık, fizik ve metafiziği seçti ve bunlarla ilgili öğretilerini yeniden yeniden yazdı. E’n-Necat’ı, Danişname-i Alaî’yi yazdı. Uyun-u Hikme’yi yazdı. Kardeşine El-Hidayeyi yazdı. Bunların hepsi ansiklopedidir. El-İşarat ve’t-Tenbihat’ı yazdı en son da. Bunların hepsinde mantık, fizik ve metafiziği bütünlüklü olarak ele almıştır.

Bu metinlerle İbn Sina 1 yüzyıl içerisinde felsefe denmesini İbn Sina felsefesi haline dönüştürmüştür. Gazali’nin Tehafüt’üyle arasında 60 yıl var. Ona karşı vermeyi gerektirecek kadar etkisini genişletmiştir yani. İbn Sina’nın Behmeniyar isimli öğrencisi onun görüşlerini en etkili sürdüren öğrencisidir. O başucu kitabı olarak Danişname-i Alaî’yi almış ve kendi eseri Makasıt’ta o eserden çokça etkilenmiştir. Ordan bir özet çıkarmıştır kendisine. Bir metnin özetini çıkarırken oluşan kurguda o metni mantıksal içeriklerle sıkıştırırız. Bu felsefe öğrenmek isteyenler açısından faydalı bir yöntem olarak benimseniyor. 

Esas klasiğe bakarsak İşarat diyebiliriz. Şerh edilmeye çok müsait bir metindir. Razi’nin şerhi ile beraber şöhreti de iyice artmıştır. Bunlar herkesin kendi meşrebine göre konuşturabileceği ve ilham alabileceği bir metin haline gelmiştir. Tusi buna cevap vermiş Razi ve Tusi İbn Sina üzerinden kapışmışlardır. Ardından ise Razi ve Tusi’yi nasıl uzlaştıracağız çabası baş göstermiş ve başka çığırlar açılmıştır. Ebheri ve Katibi İbn Sinacı bir mantık ve felsefe muhtasarı yazmışlardır. Ebheri Mantık’ı (İsagoji), Katibi ise Şemsiyye’yi yazmıştır. Bu özlü metinler Osmanlı döneminde de felsefe okumak isteyenlerin başucu kitapları olmuşlardır. Bu metinler orta seviye metinler olarak görülüyorlar. Bunlar üzerine de ders anlatmak için not alınması şeklinde çokça şerh ve haşiyeler yazılıyor. 

Burada Fahreddin Razi ve sonrasında kelamcıların felsefi literatürden azade kalamamaları bu bahislerin kelama da taşınmasını gerektiriyor. Bu farklı bir kelam türü ve yazın türü ortaya çıkarıyor. Bazıları buna Felsefi kelam diyor. Bunlar İbn Sinacı mantığı alıyorlar. Ordan metafiziğe geçiyor, sonra hem metafizik hem de doğa felsefesi karışımı cevher ve arazlar ele alınıyor. En sonda da ilahiyat bahsi ve semiyyat konularına giriyorlar. İci ve Taftazani’de bunlar görülüyor. Bunlar ise modern döneme kadar klasik sonrası dönem olarak isimlendirilebilir.

Bu metinlerin nasıl klasik hale geldiklerini görmüş olduk böylece de.

İslam Felsefesi Klasikleri Doğuda, Batıda ve Günümüzde Nasıl Okunmaktadır?

Bu medrese geleneği Osmanlı dönemine kadar geldi. 1300’den 1850’lere kadarki dönem tam resmine sahip olmasak da el yordamıyla bilebildiğimiz bir dönem. Çok iç içe geçmiş bir dönem bu dönem. 1200’lere kadarki kısmı bildiğimiz kadar bilmiyoruz bu dönemi. Büyük sistem kurucu düşünürler çıkmıyor bu dönemde. Çok fazla küçük tartışma oluyor. Bu dönemdeki kişilerin yerini tespit edebilmek de çok zordur. Tasavvuf ve felsefe ilişkisi gibi o dönemde çok karmaşık formlar ortaya çıkıyor ve çözmesi zor hale geliyor.

İslam felsefesi klasiklerinin neşredilmesi, yayınlanması oryantalizmle birlikte oldu. Bu zamana kadar bu metinler doğal bir parçaydı. Bu metinlere daha önce kimse farklı gözle bakmadı. Ama gelenekle ilişki kopmaya başlayınca, farklı tercihlerde bulunulmaya başlayınca bu gelenek araştırma nesnesi haline dönüşmeye başladı. Bugün için de böyle. Her ne kadar gelenek içerisinde duruyoruz, o medeniyetin parçasıyız desek de biz modern insanlarız. Artık dıştan bakan insanlarız. Bu tabi oryantalistler sayesinde oluştu. Bu mutlak anlamda kötü bir anlamda kullanılmıyor tabi. Onların politik tarafları ön planda tutulsa da bu klasiklerin bizim için ulaşılabilir olması onlar vasıtasıyla olmuştur.

Önyargılı olmadan bunlarla uğraşmak ve öğrenmek lazım. Oryantalistler 1800’lerden itibaren İslam felsefesi ile de ilgilenmişlerdir. Ernst Renan’ın İbn Rüşd ve İbn Rüşdçülük’ü bu çalışmaların ilki sayılabilir. İslam ve bilim konferanslarında doğu biraz daha, bilim karşıtı insanların olduğu, yeni bir şeyin çıkmayacağı bir yer olarak görülüyor. İslam felsefesi metinlerinden mistik yorumlar çıkarmaya çalışıyorlar. Yani bu onların bu dünyadaki felsefeye bakışlarında akıllarında bulunan şeyi gösteriyor. Bunlar modern ve çarpık okumaların örnekleri olabilir.

İslam felsefesini din-felsefe çatışması açısından okuyanlar da bulunmaktadır. Böylece Gazaliciler ve İbn Sinacılar gibi ayrışmalar olmaktadır.

Leo Straussçu bakış açısından siyaset ve felsefe açısından okumaya çalışan bir gelenek de mümkün.

İslam felsefesi günümüzde hep din-felsefe çatışması üzerinden okunuyor. Ama fark edin Faslu’l-Makal haricinde kimse din-felsefe çatışması ile ilgili bir metin yazmamıştır. Ama Tehafütler, Tehafütlerin haşiyeleri ilgi çekici konular olarak gündemde tutuldu. Gazali’nin dikkat çektiği meselelere merkezi meseleler olarak bakanlar oluşmaya başladı.

Bunlar haricinde büyük bir metafizik, doğa bilimleri, mantık külliyatı var burada. Kimse bunları görmemeye başladı. Böyleyken bu bağlamdan tutup çıkarıyoruz.

Okurken üç şeye önem verilir: Tarihsel, filolojik ve toplumsal çerçeve/bağlam. Benim anladığım ile okuduğum kişinin söylediği şey aynı mı düşünmek ve bunu hatırda tutulmak gerekiyor. İbn Sina’yı okurken Geç Antik Dönemde olan bitenlerin İslam dünyasına etkilerini göz önünde bulundurmak gerekiyor. 

Bu filozoflar hangi bağlamlardan, yorumlardan geçerek geldi dikkat edilmeli. Filozoflar kendinden önceki metinleri hangi metinden, kimden okudu bunlar göz önünde bulundurulmalı.

-Aristoteles’in Geç Antik Dönemde nasıl okunduğuna dair bir proje var. Grekçe’den İngilizce’ye çevirip yayınlıyorlar.-

İbn Sina çalışanların İbn Sina’ya kadarki böyle bir hattı takip etmesi ve üzerinde durması gerekiyor. İbn Sina sonrası içinse İbn Sina başlangıç noktası olması lazım. Hangi gelenek takip edilecekse o geleneğin İbn Sina’ya kadar okunması gerekiyor.

İbn Sina sonrasında kelam ve tasavvufun kendi gündemleri doğrultusunda felsefeyi nasıl yorumladığına bakmak lazım o dönem çalışılıyorsa. Belki çarpıtıp kendi amaçları doğrultusunda kullanılıyordur buna bakmak lazım.

Siyasi ve entelektüel bağlamı da göz önünde tutmak lazım. Bu insanların düşmanları ve dostları vardı. Eserlerini belli sultanlara, vezirlere ithaf ettiler.

İslam felsefesi klasiklerinin çoğunun aşılamaz, kanonik olan kitapların neşirleri yok. Aristoteles’in Platon’un, Latin filozofların vs.’nin kanonik neşirleri var. Avrupa bunları keşfetti, tenkitli neşir yöntemi geliştirdi. 16. 17.yy’da Avrupa kendi kökenleri ve klasiklere dair iyi bir yatırım yaptı. Yunanca metinlerde belli bir standartlaşma ve sabitleşme oluşmuştur artık.

İslam felsefesi klasiklerinin böyle sabitleştirilmiş halleri yok. Bu çok zahmetli bir iş ve eserlerin farklı çeşitleri elimizde yok. Küçük istisnalar hariç tutulabilir ama çoğunda böyle bir durum söz konusu değil. Arapça, Türkçe karşılıklı metinlerde tenkitli neşir ve nüshalar karşılaştırmalı olarak gösterilmemişse bu metinleri okurken dikkatli olmak lazım. Buna eğiliminiz varsa yazma eserlere yönelmenizi tavsiye ederim. Aynı şekilde Arapçanızı da geliştirmeniz gerekiyor.

Tenkitli neşirle ilgili İsam bir kılavuz yayınladı. Metinler sıkıntı olduğu için tercümelerde de sıkıntı vardır. Mütercimler haindir. Kendi anladığı şekilde çevirir. O yüzden ana dili üzerinden okumak gerekiyor.

Ön Okuma Metni:
  • Dimitri Gutas – İbn Sina’nın Mirası ve İbn Sina Çalışmaları 
Bahsi Geçen Eserler: 
  • Özet kısmı içerisinde geçmektedir.
Scroll to Top