Prof. Dr. Gürbüz DENİZ | İnanç Metafiziği

 

 

Anadolu İlahiyat Akademisi

Geleceğin Akademisyenlerini Arıyoruz Projesi

Ders Raporu

2. Sınıf Ders Grubu   

Tarih:14 Ekim 2023, 11.00
Ders:İnanç Metafiziği
Hoca:Prof. Dr. Gürbüz Deniz 
İşleniş:Yüz yüze 10

Online 11

Özet: Ders tek oturumda işlendi. Ön okuma metninin özeti, âmentü ilkelerinin kronolojisi ve mahiyeti üzerinden işlendi. İslam felsefesi literatüründe var olan kavramlar üzerinde sıkça duruldu. 

             – Sosyal bilimler alanında tekçi yaklaşımlar, zihinsel parçalanmayı getirir. 

– Sebep, bilmeyi mümkün kılan şeydir. Her şey sebepliyse, her şey anlamlıdır.

– Açıklanamaz denilen yerde ya cehalet ya da istismar vardır.

– Bir, vahdaniyettir. Tek, ehadiyettir. O, huvedir.

– Vahdaniyet, Allah’ın isim manasındaki sıfatlarının tecellisidir. İlim, Kudret, Birr, Ğaniyy isimlerinin varlıktaki tecellisi mümkündür fakat varlık Allah’ın ilminin ya da bilgisinin aynısı değildir. 

– Birlik, hiçbir şeyin ona benzememesidir. Birliği sayısal yoluyla değildir. Çünkü sıfatlar zata zahittir. Sıfatların gelişiyle zat tamamlanır. Sıfat, mevsufunu tamamlayan şeydir.  Allah’ın zatı sıfatlarına muhtaç değildir. Sıfatların hepsi felsefeye göre isim hükmündedir. Allah’ın kâinatla olan ilişkisi sıfatlarına verilmiştir.

– Ehadiyet, tekliktir. Bütün eklerden, eklemlerden soyutlanmaktır. Mutlak gayedir. Evvel, ilk olan demektir.  Zaman ve varlık ötesidir. Bir şey zamansal ve mekansal olarak evvelse, hiçbir şey onu önceleyemez. Her şey ondan sonraysa her şey ona dayanmak zorundadır. Allah önce irade etti, sonra kudretiyle yarattı. Allah zaman ve mekân içerisinde iş yapar, o’nu zaman ve mekândan tenzih etmek söz konusu edilemez.

– Aristo, Tanrı’yı tam fail görmez. Ona göre Allah, ilk küreye hareket verendir. Ama “ilk küre nasıl var oldu?”yu açıklamaz.  Hareket veren anlam kazanmıştır. Ama sonrasını açıklayamaz.  Aristo’nun Tanrısı bu sebeple yarı tanrıdır.

– Filozoflara göre ise varlık, Allah’ın aklının yani ilminin zorunlu bir gereğidir. Ehadiyet, İslam metafizik geleneği içerisinde Müslüman filozoflara aittir. Terkib olursa muhtaçlık doğurur. İslam felsefesinde Tanrı, melekut âlemi ve mümkün âlem olmazsa olmazdır. Melekût âlemi, Allah’ın vahdaniyetini korumak açısından önemlidir.

 – Allah bir hurma yaratır, kıyametin kopuşuna kadar var olacak hurmaların hepsi orada mevcut haline gelir. Allah’ın yaratmasına nispetle bilfiildir, hurmanın kendisine nispetle bi’l-kuvvedir.  Her şeyin özünde bi’l-fiil vardır.  Allah’ın isim ve sıfatlarını zikretmesinin sebebi, yarattıkları o isimlere benzesin diyedir. 

– Sıfatlar, mutlak ilmi keşfetmeye giden yolda aracılardır. Bildiğimiz her şey onun ilminde kayıtlıdır ve kayıtlı olduğu sürece bulma imkânımız vardır.

– Allah her şeyin sebebi olması bağlamında Bir’dir. Her ne varsa onun fiilidir, her ne varsa kaynağı odur. Kâinattaki her şey bu yüzden ilişkili ve anlamlıdır. Kâinatta var olan her şey, bir birliğe yani tevhide doğru akar.

– Allah,  Vacib-ul Vücud’tur. Yani varlığının zorunluluğu,  kendi zatından değil eserlerinin varlığından dolayı ortaya çıkar. Vahdaniyette tam bir tenzih yoktur, failliğin mutlaklığı vardır ama tenzih tam değildir.

– Tanrı yoksa Tanrı hakkında konuşmak mantıksızlıktır çünkü yokluk, bilginin konusu değildir.  Varlığını kabul ettiğimizde bir şey hakkında konuşmanın imkânını da elde etmiş oluruz.

– Tanrı’nın varlığına inanmak da inkâr etmek de aklidir. Fakat yokluğuna inanmak, temellendirememektir. Var denildiği zaman delillendirilebilir, onun hakkında konuşma imkânı bulunur. Konuşma imkânı buldukça da o meselede akilleşmeye başlanır. Onun için felsefede varlık iyidir, yokluk kötüdür.

– Allah’ın her şeyin sebebi olması itibariyle her varlığın mutlak gayesi tevhide ulaşmaktır.

– Tanrı hakkında üç temel yaklaşım vardır. Kelamcılar, felsefeciler ve sufiler.

– Kelam, akaid değildir. Akaid, ayetlerden saf ve duru bir şekilde akaidin konusu olan meseleleri gündem yapmaktır. Kelam, akaide müteallik eden meselelerde kişilerin kendilerince yanlış gördükleri şeyler üzerinde tartışma yapmalarıdır.

– Kelamcıya göre yaratma zaman ve mekâna taalluk eder, felsefeciye göre etmez.

– Kelamda delil nasstır. Felsefede delil, akıldır, çelişkiye düşmemektir. Sufilerde delil keşiftir.

– Kuşeyri ile beraber ilk kez tasavvuf meşru zahiri dine yaklaştırmıştır.  Yani daha anlaşılabilir, herkesin kabul edebileceği bir zemine çekilmiştir. Gazali ile birilikte de tasavvuf ilk kez siyasetin de desteğiyle meşru felsefi zemine gelmiştir.

– Tasavvuf,  tevhide felsefi bakışla bakar. Vahdet-i vücûd budur. Platon’un mağara istiaresini de kaynağıdır. Panteizmin çıkmazı aşkın Tanrı’yı reddetmeleridir. Vahdet-i Vücud ile aralarındaki farklardan birisi budur. İkincisi vahdet-i vücud mensupları ahirete inanır,  panteistler inanmaz.

– İman artar, iman eksilmez. Varlığını kabul ettiğinizde artılıp eksilmez.  Allah’ın varlığına inancın dışındaki tüm iman ilkeleri bir şekilde kişinin tecrübesine göre değişkenlik arz eder. Artıp azalan şey budur. Örneğin,  Hz İbrahim’in kuşların diriltildiğini görmek istemesi, ahirete imanını arttırmıştır. Çünkü bireyin tecrübesi gözle görülmüştür.

– Allah’ın varlığı ve mahiyeti aynıdır.  Allah mutlak olduğu için tanımlanamaz. Çünkü tanımların hepsi onun varlığının altındadır. Allah basit bir varlıktır. Her şey o, hiçbir şey o değildir. Tanım olursa varlık mutlaklıktan kopar. Varlığın tanımı yoktur. Umumdur, geneldir. Allah bilginin konusudur ama tanımın konusu değildir.

– Bildiğimiz her şey ondandır, Allah’ı kendimiz kadar biliriz ama hiçbir zaman bildiğimiz kadar değildir.

– Allah, huvedir (o). Lehu ( her şey o’nun). Lillahi  (her şey onun için).

–  Huve hiçbir zaman tam olarak bilinemeyecek olan asli O’dur.

– Huve, onun zatını ifade eder, sıfatlarını değil. Bir insan Allah’ın zatına şirk koşamaz çünkü tasavvuru yoktur ama sıfatlarına koşabilir. Müşrikler,  Allah’ın sıfatlarına ortaklık koştukları için günahkârlardır. Müşrik, zatı değil, sıfatları inkâr edendir.

– Allah cevheri itibariyle MÂSİVÂ’dır. (Allah’tan başka her şey)

– Zâhir, tüm isimlerinin varlıktaki tecellisidir. Bâtın, hiçbir tasavvura, hiçbir konuya konu olmayandır.

– Meleklere iman amentünün ikinci ilkesidir.

– Melek, güçlü, kuvvetli yöneten anlamına gelen varlıkların ismidir. Bu varlıkların görevi, Allah ile insan arasındaki mesafeyi her manada tenzih etmek için birleştirmektir. Melekût âlemi, tam manada Allah’ı tenzih için vardır. Aracıları o yaratmıştır ama hiçbir zaman araç değildir. Ama aşırı tenzih, teşbihe düşürür.

– Melekler farklı suretler alabilen ve duyularla algılanamayan nurdan yaratılan iradeli varlıklardır.

– Melekler, mümkün âlemde Allah ile diğer melekut âlemi arasında aracı varlıklardır. Çünkü bizim Allah’ı yani soyut ve mutlak olan bir varlığı duyusal olarak hissetme şansımız çok zordur. İnsan doğrudan, Allah’ın doğrudan zatı ve sıfatlarıyla muhatap olup onları ilişkilendirecek yetkinlikte değildir.

– Hiçbir varlık ne tümel ne tikel ona eşit olamaz. O sebeple birileri şirk koşmak istese de hiçbir tahayyül onu kuşatamaz.  Aşkın tanrı anlayışı budur.

Gürbüz Deniz hocamız, dersin devamı niteliğinde bir ek ders talebinde bulundu. Ders interaktif bir şekilde sürdü. Öğrenciler dersten oldukça memnun kaldı. Ders bitiminde öğrencilere kitap hediye edildi. 

Ön Okuma Metni:
  • Gürbüz Deniz, İslam Düşüncesi ve Metafiziği
Bahsi Geçen Eserler: 
  • Gürbüz Deniz, Hz Âdem’in Kur’an’daki Serüveni
Scroll to Top